“Lodosun Getirdiği” sergisi 20 Haziran’da C+’da açılıyor…

Sergide Ahmet Özyurt ve Ferit Domaniç’in fotoğraflarının yanı sıra lodosun Asos sahiline getirdiği nesneler yer alıyor.

Fotoğraflar iki grupta toplanmış, ilk grup Asos sahilinde ikinci grup ise Kapadokyanın bir kasabasında çekilmiş… Sergi 30 Hazirana kadar her gün saat 11:00-18:00 arası açık olacak. Sanatçıların sergi hakkındaki kısa açıklamaları şöyle:

Ahmet Özyurt:

Sanat gerçeği göstermek için bazen güzellik ve mutlulukta bazen de acı ve çirkinlikte sanatçıya yol açar. Belki de bu yüzden hüznümüzü de sevincimizi de gözyaşlarımızla açığa vururuz. Sanatçı da gerçeği anlatabilmek için bazen binlerce karmaşık yoldan en dolambaçlısını seçer, karanlık tünellerden geçer… Bazen de törensel bir yürüyüşte gül yaprakları yağmuru altında yürürken ya da sahne ışıklarının göz kamaştıran pırıltılarında gerçeği söylemek için fırsat kollar…

Sanatın kaçınılmazlığını sağlayan işte bu ayrıcalığıdır; kötü niyet ve işlenmiş suçlar nedeniyle gerçeği örtme çabalarını boşa çıkartma imkanlarıyla sanatçıya yol gösterir. Garip olansa bu etkinliğin ardından alkışlanmasıdır, oysa sanatçı göstermeye çalıştığı gerçeğin içindeki olumlu ve olumsuz özelliklerin paylaşılmasını ve gereğini talep etmektedir, takdir pek de umrunda değildir.

Bu sergi ile denizin karanlık mavisine gömülen acı ve çaresizlik ile göğün aydınlık mavisinde uçuşan neşe ve umudu karşılaştırmak istedik… Fotoğrafın ve sanatın ifadede yetersiz kaldığı gerçek bir öykünün cümlelerini dile getirmeyi gerçek nesnelerine terkettik…

 

Ferit Domaniç:

Çıktığınız her yolculuk, gittiğiniz yer neresi olursa olsun, sonunda kendinizedir. Bu sergideki yolumuzun hikayesi her ne kadar Suriyeli mülteciler üzerine de olsa, orada kendimizi gördük.

Yoldaşım ve ben de bir bakıma önceki dönemlerin Suriyelileri’ydik. Ben 155 yıllık serüvenimizde ne Türkiye’ye, ne de ana yurdum Kafkasya’ya ait olabildim. Her zaman Araf ‘ta kalacaktık. Buraya ait olduğumu ispat için en radikal tavırlar sergileyecek, ama hiç bir zaman da kabul görmeyecektim. ‘Taş yerinde ağırdır’ sözü hayatın her yerinde geçerli maalesef. Tarih boyunca emperyal amaçlar her yere acı, gözyaşı ve yıkım götürdü, bu süreç bugün de sürüyor.

Sergideki her objede kendimden bir parça buldum. Coğrafyanın kaderimiz olduğunun sonuçlarını yaşıyoruz. Bir çok etkenle birlikte kısacık insan ömrüne bu kadar zulüm fazla…

C+-Lodos-afiş-web-tr

Sanatçıların özgeçmişleri:

Ahmet Özyurt

Ahmet Özyurt_bw1961 yılında Bursa’da doğdum. 1983 yılında İstanbul Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinden mezun oldum.

Fotoğraf Sanatı dergisinde tasarımcı, Atlas dergisinde fotoğrafçı olarak çalıştım. İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesinde fotoğraf tasarımı ve belgesel fotoğraf dersleri verdim. 1980 yılından 2006 yılına kadar çeşitli şirketlerde grafiker, tasarımcı, fotoğrafçı olarak çalıştım. Magma dergisi fotoğraf ekibindeyim.

Türkiye, Japonya ve Kore’de kişisel fotoğraf sergileri açtım. Ticari olmayan fotoğrafçılık alanındaki kişisel çalışmalarımı on beş yıldır yaşadığım Kapadokya’da sürdürüyorum.

Ferit Domaniç

ferit foto DSC_0206dd1962 yılında Kayseri, Uzunyayla’da doğdum. İlk ve Orta öğrenimimi Kayseri’de, lisans eğitimimi Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde bitirdim.

2015 yılına kadar tarih öğretmenliği yaptım. Uzun zamandır halk dansları, müzik ve fotoğrafla ilgileniyorum. Son 10 yıldır güzelliklerini hatırlatmak için Ata yurdum Kafkasya’yı fotoğraflıyorum. Türkiye’nin bir çok ilinde kişisel fotoğraf sergileri açtım.

Evli ve iki çocuk babasıyım.

The exhibition includes photographs of Ahmet Özyurt and Ferit Domanic, as well as objects brought by the lodos to the coast of Asos.

The artists’ brief explanations about the exhibition are as follows:

Ahmet Özyurt:

Art to show the truth sometimes leads to the artist in beauty and happiness, sometimes in pain and ugliness. Maybe that’s why we reveal our sorrow and our joy with our tears. In order to tell the truth, the artist sometimes chooses the most devious compositions, in thousands of complicated ways, through dark tunnels… Sometimes it is an opportunity to tell the truth, as the artist walks under a shower of rose petals on a ceremonial walk or the dazzling gleam of the spotlights.

It is this privilege that ensures the inevitability of art; it guides the artist with the possibility of frustrating the effort to cover up the truth because of malicious intent and crimes committed. Strangely enough, he was applauded after this activity. Whereas the artist demands the sharing and necessity of the positive and negative features in the fact that he is trying to show, and he does not care much.

With this exhibition, we wanted to compare the pain and despair buried in the dark blue of the sea and the joy and hope flying in the bright blue of the sky … We left it to express the sentences of a true story where photography and art were insufficient in expression…

 

Ferit Domaniç:

Wherever you go, at the end of each journey you go to yourself. Albeit the story of our way in this exhibition on Syrian refugees, we saw ourselves there.

My comrade and I were, in a sense, Syrian refugees of previous periods. I can belong in 155 year adventure to neither Turkey nor the our homeland Caucasus. We ‘d always stay in purgatory. I would take the most radical attitudes to prove that I belong here, but I would never be accepted.

‘Stone is heavy in place’ is unfortunately valid in all parts of life. Throughout history, imperial aims have led to pain, tears and destruction everywhere, and this process continues today. I found a piece of myself on every object in the exhibition. We are experiencing the consequences that geography is our destiny. With so many factors, so much cruelty to the short human life…

C+-Lodos-afiş-web-ingArtists’ biographies:

Ahmet Özyurt

Ahmet Özyurt_bwI was born in 1961 in Bursa. I graduated from Istanbul Marmara University, Faculty of Fine Arts in 1983.

I worked as a photographer in the magazine Atlas. I taught photography and documentary photography lessons at Istanbul Yıldız Technical University Faculty of Art and Design. From 1980 to 2006, I worked as a graphic designer and photographer in various companies. I’m currently in the Magma magazine photo crew.

I have opened personal photo exhibitions in Turkey, Japan, and Korea. I continue my personal work in non-commercial photography in Cappadocia where I have lived for fifteen years.

Ferit Domaniç

ferit foto DSC_0206ddI was born in 1962 in Uzunyayla, Kayseri. I completed my primary and secondary education in Kayseri and my undergraduate education in Fırat University, Faculty of Arts and Sciences, Department of History.

I worked as a history teacher until 2015. I have been interested in folk dance, music and photography for a long time. I have been photographing the Caucasus, the homeland of our ancestors, to remind the beauties of the past 10 years. I opened personal photo exhibitions in many provinces of Turkey.

I am married and have two children.

Sergiyle ilgili Ahmet Özyurt’un yazısını okumak için / To read Ahmet Özyurt’s article about the exhibition (in Turkish):

Lodosun Getirdiği

AVANOSLU ÇOCUKLAR KARİKATÜRLÜ EV’DE AÇILAN AKDAĞ SAYDUT KARİKATÜR SERGİSİ’Nİ ÖĞRETMENLERİYLE BİRLİKTE GEZDİLER…

Karikaturluev-Akdag-Saydut-afis-1-webC+ Karikatürlü Ev ‘Akdağ Saydut Karikatür Sergisi’ dolayısıyla Avanoslu çocukların karikatür sanatına merak ve ilgisine mekan oldu. Onların sanatsal yaratıcılığının ve zeki yorumlarının her an doğallıkla yaşadıkları özellikleri olmasına şahit olmak güzeldi. Aralarında pek çoğunun ilk kez bir sanat galerisine gelmiş olması ve ilk kez bir karikatür sergisi görmesi hem sevindirici hem de düşündürücüydü…

_P0U2322

Sanatçı Lee’nin vazosuna Sayın Bakan Ersoy’dan bir lale…

Artist Lee took a painted tulip from Mr. Ersoy in the painted vase.

_P0U2018   _P0U2020

Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mehmet Nuri Ersoy bugün Göreme Açık Hava Müzesi’ni ziyaret etti. Bu ziyaret dolayısı ile Koreli ressam Cheong Cho Lee tarafından müze bahçesinde Kore geleneksel resim performansı yapıldı. Sayın Bakan da performansa katılarak Lee’nin vazosuna bir lale çizdi. Katılımlarından dolayı Sayın Bakan’a teşekkür ediyoruz.

Minister of Culture and Tourism Mr. Mehmet Nuri Ersoy visited Göreme Open Air Museum today. This visit led to the Korean traditional painting performance of the museum garden by the Korean painter Cheong Cho Lee. The Minister also participated in the performance and painted a tulip in Lee’s vase. We would like to thank the Minister for his participation.

_P0U2006

_P0U2009

_P0U2012

_P0U2013

_P0U2024

Müzenin ziyaretçileri de performansa özgürce katıldılar.

Visitors to the museum also participated freely in the performance.

_P0U2036

_P0U2033

_P0U2043

_P0U2040

_P0U2026        _P0U2057

_P0U1998

_P0U2067    _P0U2066    _P0U2068

Sanatçı linkleri:

Artist links:

https://www.facebook.com/profile.php?id=100001764731078

https://www.facebook.com/meongseog

 

C+ Göreme Açık Hava Müzesi’nde Cheongcho Lee ile Moontae Kim’in resim sergisini açıyor…

Cheongcho Lee and Moontae Kim’s painting exhibition opening in Göreme Open Air Museum by C+…

Ressam ve kaligraf olan sanatçılardan Cheong Lee daha önce Avanos’ta C+ Sanat Galerisi’nde sergi açmıştı. Şimdi Moontae Kim ile birlikte iki ressam fırçalarıyla dans etmek üzere Kapadokya’ya geliyorlar. 30 Ekim Salı günü saat 11:00‘de sergilerinin açılışı sırasında Göreme Açık Hava Müzesi’nin bahçesinde bir kaligrafi performansı icra edecekler.

Cheong Lee, a painter and calligraphy artist, previously exhibited his works at the C + Art Gallery in Avanos. Now they (two painter) come to Cappadocia with Moontae Kim to dance with brushes. They will perform a calligraphic performance in the garden of the Goreme Open Air Museum during the opening of their exhibitions on Tuesday, October 30 at 11:00.

Müzeye giriş biletlidir. Buy tickets to enter the museum.

LeeMoontae-Exh-2018-Poster-tr-web

Etkinliklerini sanatçılar şöyle açıklıyorlar:

Artists explain their activities as follows:

“İki adam fırçayla dans ediyor” 

“Gezici sergimizin konusu bu.

Hayat çok kısa ama sanat uzun.

Dünyaya gezici sergi için yola çıkıyoruz çünkü hayatımızda sanattan nasıl keyif alacağımızı söylemek istiyoruz. Her zaman her yerde çizebiliriz. Çizim yaparken ve dans ederken mutluyuz. Çizim yapmayı veya dans etmeyi seven herkes bizimle dost olabilir. İstediğimiz yere gideceğiz. Bize her zaman katılabilirsiniz. Neden elimizi tutmuyorsun? Hayatımızın tadını çıkaralım.”

“Two men dance with the brush”

“It’s the subject what we are having travelling exhibition.

Our life is too short to enjoy but art is long.

We are on our way for traveling exhibition to the world because we want to say how to enjoy our life with art. We can draw anytime anywhere.We are happy when drawing and dancing. Everyone who likes drawing or dancingcan be a friends with us. We will go wherever we want. Also you can join us anytime.Why don’t you hold our hand? Just enjoy our life.”

Lee & Kim

LeeMoontae-Exh-2018-Poster-eng-web

Lee‘nin sanata bireysel yaklaşımı ise şöyle:

Lee‘s individual approach to art is as follows:

“Çocukluğumdan beri çizmeyi seviyorum. İşte bu yüzden yaşıyorum ve nefes alıyorum. Çizimim basitleştirilmiş çizgiler, küçük renkler ve boşluklar kullanarak benzersiz bir saflık stili. Boş boş değil, doludan çok hikayesi var. Günlük hayatımı çiziyorum. Aklıma bir şey geldiğinde, hemen çiziyorum, sadece iki veya üç dakika sürüyor, çizimim bir an.”

“I love to draw since I was a child. That”s why I live and breath. My drawing are unique style of purity using simplified lines, little colors and blank. The blank, it’s not empty it have much story more than full. I draw my daily life. What I seeing what I thinking. Something came up in my mind, I draw immediately. It takes just 2 or 3 minutes. My drawing is a moment.”

Cheongcho Lee

Kim ise yaklaşımını şöyle ifade ediyor:

Kim expresses his approach as follows:

“Benim için fırça ve mürekkep güzel bir kader demektir. Çoğunlukla kusursuz kahkahalar ve çocukların masum ruhunu ifade eden eserlerim, onlarla yaşarken yakalanan çeşitli görünümlerle de canlı.

Benim işlerim bir çizgi sanatı. Siyah ve beyazın soyut güzelliği, hem bir nokta ile çizgi arasında hem de karakterler arasında denge ve kontrast olduğunda tamamlanıyor.

Modern hat sanatı ile dünyadaki insanlara sempati ve iletişim kurmayı umuyorum.”

“For me, brush and ink means a beautiful fate. My works, which have mainly expressed flawless laughter and innocent soul of children are also vivid with various looks captured while living with them.

My works is an art of a line. Abstract beauty of black and white is completed when both balance and contrast between a point and a stroke and between the characters.

I hope sympathize and communicate with people across the world with modern calligraphy.”

Moontae  Kim

Özgeçmişleri ve çalışmalarına birer örnek:

Their CV and an example of their works:

42970441_549801085462696_6287990378003955712_n

39945235_2157217117852584_8574560365721944064_n

43059081_240452899980624_1616617933503463424_n

42986555_1008487396013981_6356543403282399232_n

Sanatçıların çalışmaları hakkında daha fazla detayı sayfamızdan takip edebilirsiniz.

More details about the work of the artists can be followed on this page.

C+ plansız programsız yeni bir etkinliğe başladı…

C+-ANASAYFA-MP-FOTO_noktali
C+MEETPOINT

Buluşma Noktası! C+.

C+, Kapadokya.

Genellikle görüşmek üzere yer, gün ve saat saptamadan, her şeyi rastlantıya bırakarak buluşmak… Sohbet için. Sanat üzerine hep yaptığımız gibi…

Bazen de C+’nın kendi mekanında ve muhtemelen Kapadokya’nın herhangi bir noktasında davetli, duyurulu… (Lütfen, cevap vermenize gerek yok, katılım dileyen herkese açık. Hem Buluşma Noktası’na siz de davet edebilirsiniz.)

Sanatın gitgide yaşamdan ve doğadan koparılışına bazen de birbirine kurban edilişine inat tam da bu iki sözcüğün içinde, özünde, nüfuz ederek. Saygıyla.

Niyetle başlayıp niyetten uzaklaşılana karşıt bir yeni deneyim. Kendiliğindenliğe ve içtenliğe saygıyla.

Kendimizle, kendi kendimizle, birlikte, birbirimizle, misafirlerimizle, rastladığımızla, sizinle… Selama saygıyla.

Bizi bir araya getirecek olanı geleceğe emanet edip getirmiş olanın değerini ihmal etmemek için…

Lâkin…

Katılarak ulaşılan.

Planlı programlı kayıt yok, kuyut yok. Yayındırıcı süzekte ne kalırsa o.

O kadarı da buraya yetişirse…

C+ meetpoint siyahuc

Herhangi bir yerde C+ konum işareti (C+Meetpoint) yanında bir sohbete rastladığınızda katılabilirsiniz, memnun oluruz.

Fotoğraf Sergisi “Anadolu Avarızı”

Gösterdiğiniz ilgiye teşekkür ederiz.
C+, Ahmet Özyurt.

15-23 Haziran 2018

10:00-18:00

www.ahmetozyurt.com

AO CPlus Sergi 2TAnadolu avarızının oluşumunda büyük volkanların etkisi temeldir. Volkanların çevresinde yüzeyi oluşturan volkanik kül arazinin çıplaklığına neden olmuştur. Karasal iklimin etkileriyle oluşan aşınmalarla da Kapadokyada olduğu gibi acayip denilebilecek bir avarız oluşmuştur. İnsanın müdahalelerini de eklediğimizde bu süreç yeryüzünde benzersiz bir bölge olarak Anadoluyu doğa ve kültür fotoğrafçısı için adeta harikalar diyarı haline getirmiştir.

Güneyde Toroslar ve kuzeyde Doğu Karadeniz Dağları Anadolu sıra dağlarının ön görkemlileridir. Bu dağlar bitki örtüsü bakımından da zengindir. Ancak Anadolu dağlarından söz edilecekse her biri çevrelerindeki yaşama etkileri bakımından tarihsel öneme de sahip olan konik volkanlar bir fotoğrafçı olarak benim için ikonlaşmışlardır.

Coğrafi bölgelerin inişli çıkışlı, düzlük ve engebeli oluşu dönemsel olarak ekonomik ve siyasi açılardan farklı algı ve yorumlara neden olmuş ve olmaktadır. Örneğin Kapadokya’daki bir zamanlar işe yaramaz taşlar olarak görülen peribacaları (doğal kaya kuleler) günümüzde geçmiş zamanların yüksek değeri üzüm bağı düzlüklerinin yerini almış, bölge insanının gelir kaynağı olan turizmin birincil değeri haline gelmiştir. Bu süreçte üzüm bağları ise tahrip olmuş ya da yer yer tamamen yok olmuştur.

Dönemsel yaklaşımlar doğanın korunmasında, ekonominin uzun vadeli yapılanmasında sorunlar yaratmıştır. İnsanın doğa ile ilişkisi yerleşim ve üretim anlayışını etkilemiş, siyasi yorumların da etkisiyle sorunlara dönemsel ya da geçici çözümler üretmek insan yaşamını doğadan uzaklaştırırken yeni oluşan sosyal yaşamda da mutluluğu zor erişilir hale sokmuştur. Özellikle insanın en önemli sanatı ve verimliliği olan mimari yapılanmalar dönemsel inanç, anlayış, yaşamsal ve yasal zorunluluklar nedeniyle doğal, kültürel ve tarihi değerlerin bir taraftan oluşmasını sağlarken diğer taraftan da tahrip olmasına yol açmıştır.

İşte bu nedenlerle yaşamdaki iniş ve çıkışları da temsil eden “Avarız” Anadoluyu coğrafi özellikleri ile fotoğraf sanatı açısından çok geniş bir çalışma alanı haline getirmektedir.

“Anadolu-Avarızı”-22
Orta Toroslar, Konya, Türkiye, 2004.
Fotoğraf çekim yeri / Photo location: Kayasaray, Ereğli, Konya.

 

 

English

Photo Exhibition / “The Rugged Terrain of Anatolia”

15 – 23 June 2018, C+ Art Gallery, Avanos

10:00 – 18:00

 

AO CPlus Sergi 2ELarge volcanoes have played the greatest role in the forming of the rugged terrain of Anatolia. The volcanic ash, that makes up the surface around the volcanoes caused the land to be bare. With the erosion caused by the continental climate a rugged terrain was formed that can be called bizarre as it did in Cappadocia. Human effects added to this natural process, created Anatolia as a unique area on earth; a wonderland so to speak for a nature and culture photographer .

The Taurus mountains on the south and Eastern Black sea mountains on the north are the most grandiose mountain ranges in Anatolia. These mountains are also rich in natural vegetation. Yet if it is the mountains of Anatolia we are talking about, each with a significant importance both historically and in regard to their effects on life around them, the volcanoes are iconic to me as a photographer.

The way geographical areas are undulating, flat or rugged has been causing different perceptions and interpretations in economic and political aspects periodically. In example, the fairy chimneys (natural stone towers), the useless stones of the past have replaced the high value flat vineyards as the income of the locals, being the primary attraction of tourism. During this process vineyards have all but degraded or completely perished in places.

Periodical approaches have caused problems with protection of the nature and long-term development of economy. The relationship of the people with nature influenced their perception of settlement and production, political effects added to human life being separated from nature by finding periodical or temporary solutions to problems while made happiness more out of reach in the newly formed social life. Specifically architectural developments as the most important art and throughput of the human race shaped by the period’s belief systems, understanding, vital and legal obligations, on one hand formed the natural and cultural values while causing them to deteriorate on the other hand.

In this perspective as it also represents the ups and downs of life “the rugged terrain” of Anatolia’s geographical attributes create a large work environment in respect to the art of photography.

“Anadolu-Avarızı”-06
Ağrı Dağı, Ağrı, Türkiye, 2004.
Fotoğraf çekim yeri / Photo location: Iğdır Yolu, Doğubayazıt, Ağrı.
“Anadolu-Avarızı”-34
Güllüdere Vadisi, Nevşehir, Türkiye, 2014.
Fotoğraf çekim yeri / Photo location: Avanos, Nevşehir.

C+’da ilk fotoğraf sergisi 17 Mayısta açıldı..

SERGİMİZ KAPANMIŞTIR, İLGİNİZE TEŞEKKÜR EDERİZ.
NİYAZİ BÜLBÜL’ÜN “DOLAPDERE ESKİCİ PAZARI” FOTOĞRAFLARI VE AHMET ÖZYURT’UN “KAPADOKYALILAR” ÇALIŞMASININ İLK FOTOĞRAFLARI C+’DAKİ ORTAK SERGİLERİNDE YER ALIYOR…

NB-AÖ-C+-Sergi-yatay-web

C+ Sanat Galerisi 17-31 Mayıs 2017 (Adres ve harita için tıklayınız.)

Ziyaret Saatleri Sergi tarihlerinde; 17-31 Mayıs / Hergün: 10:30-12:00 / 15:00-18:00 

(Zorunlulukla farklılık gösteren gün ve saatler olursa bu sayfada ve Facebook sayfamızda duyurulacaktır. Ziyaret saatleri dışında ziyaret için lütfen bir gün önceden iletişim sayfamızdan, facebook sayfamızdan veya email (seramikarti@gmail.com) ile iletişim kurunuz. Olumlu cevap vermeye çalışacağız.)

Son gün programı / Sanatçılarla Sohbet (Fotoğrafçıların katılımıyla): 31 Mayıs 10:30-12:00

Kapanış Buluşması: 31 Mayıs 17:00-18:00


DOLAPDERE ESKİCİ PAZARI / Niyazi Bülbül

Yerden almadığım için pişman olduğum nadir şeylerden biri ölümden geriye kalan eşyalar üzerine bırakılmış çerçeveli, eski bir fotoğraftı. O fotoğraf, adeta zamanın önlenemez yok ediciliğinin bir simgesi gibiydi… Belli ki, uzunca yıllar birisi için, en değerli şeylerinden biri olmuştu. Muhtemelen fotoğrafın ortasında  duran ve yaşlıca iki insana sarılmış gibi gösterilmeye çalışılan o genç kız için.

IMG_0257

Dolapdere, Feylosof Sokağındaki çift çan kulesine sahip Panayia Evangelistria Kilisesi etrafında ilk kez eskici pazarının kurulduğu günü hatırlıyorum. Çoğu insanın geçmeye çekindiği sokak o pazar günü adeta bir panayır yeri gibiydi. Yerlere serilmiş brandaların üzerinde sağa sola yayılmış ve yeni alıcılarını bekleyen eski eşyalar, yerden almaya üşendiğim  çerçeveli fotoğrafın bende bıraktığı şiddetli  travmayı sürekli canlı tuttu. 2009 yılından beri, fırsat bulduğum her Pazar günü burayı ziyaret etmeme ve fotoğraflamama neden olan şey yeni alıcılarını bekleyen ikinci, üçüncü hatta belki de yedinci el eşyaların zamanın toza dönüştüren karşı konulmaz gücüne karşı inatla direnmeleri ve yerden almaya çekindiğim o eski çerçeveli fotoğrafın bir gün yeniden karşıma çıkması umuduydu.

İlk kez fotoğraf makinem ile pazara gittiğimde tedirgin olmuştum. İnsanları fotoğraflamak ile ilgili olarak her zaman çekingen olmuşumdur. Bulunduğum yerin özel durumu ise onlarla bağ kurmamı zorlaştırıyordu ama zaman içerisinde bana alıştılar ve hatta kabullendiler… Ta ki fotoğrafçılar oraya akın edene ve pazara fotoğraf turları düzenlenmeye başlayana  kadar… Bu günlerden sonra benim için de büyüdüğüm mahallede fotoğraf çekmek oldukça zorlaşmıştı. Kullandığım kamerayı küçültmek, gösterişli fotoğrafçı kıyafetlerinden sıyrılmak ve en önemlisi insanlar ile konuşmak hep bu süreçte öğrendiğim şeyler oldu…

Eskici Pazarı’nın esnafı genellikle oranın yerlisi ve hatta o sokakta yaşayan insanlardan oluşuyor. Bu eski eşyalara nasıl ulaştıklarını ise hiçbir zaman soramadım. Sanıyorum ki o noktada toplayıcılar devreye giriyor. Çoğu birbirlerini tanıyor, hayata karşı direnişlerinin gücü de bu tanışıklık zaten.

Dilerim ki pazar hep bu haliyle kalır…

NB

_NYZ5710

Niyazi Bülbül bugün bir doktorun ya da bir biyoloğun kadavra üzerinde çalışması gibi bir işte çalışıyor. Zabıtadan kaçabilen, kaçarken tezgahından tek bir yaprak, tek bir meyve düşürmeden yokuş çıkan, merdivenden inen pazarcı seyyar manav gibi adeta. Elbiseleri diken, mankenleri podyuma hazırlayan bir modacı asistanı aynı zamanda; sonunda sahnede başkası alkışlansa da elbiselerle mankenlerin başarısından o sorumlu. Niyazi Bülbül bir fotoğraf operatörü. O en başında doktora bistrü, pazarcıya tekerlekli tezgah, modacıya makas satan bir marka yöneticisiydi. Tüm bu özelliklerini fotoğraf sektöründe kazandı. Fotoğrafı okulunda öğrendi, piyasasında ustalaştı. Analogtan dijitale geçişte kısa zamanda pek çok ustayla çalışmanın ayrıcalığını yaşadı. Tevazusu onu küçücük bir galeride sizinle karşılaştırıyor.

_NYZ6247

Bu kez işinden tamamen farklı bir dünyadan, yaşadığı semte yakın bir pazar yerinden, işinin özünü tanıdığı naif, içten satıcıların, tamirci ve tasarımcıların çalıştığı Dolapdere Eskici Pazarı’ndan görüntüler topluyor. Pazarın bu insanları eşyada terkedilmiş, unutulmuş kayıp yaşam parçacıklarını birleştiren, modern dünyanın ihmal ettiği romanlar. Farkına varılması gereken onların bilinçsizce de olsa paranın yediklerini sindirmeyi sağlayan enzimler gibi ekonomik yaşamın terazisini dengeleyen insanlar oldukları. Müşterileri de kendileriyle aynı sorunun çözümünde onların birer parçası.

L1030234-2

İstanbul’u temsil eden kadim bir köşesi Dolapdere. Oradaki tezgahlarda satılmaya çalışılan mallar ekonomik ve teknik süreçleriyle birlikte geçmişlerinde kendilerini kullanmış insanların ruhlarını da temsil ediyorlar. İşe yaramazlığın, yakışıksızlığın, “OUT” olanın insanın duyarsızlığına direncini, muhteşem bir geri dönüşü, geçmişlerin ruhlarına can verişi, olumlanmış ve olumlanabilir halleriyle yaşadığımız zaman ve mekana daveti  gösteriyorlar. İnsana ait olanı, erken terkedişin trajedisini şölene çevirebilmenin keyfini yansıtıyorlar. Gurur, asalet, otorite, gösteriş, itibar gibi kavramların taşıyıcısının altın gibi değerli bir madenden ya da ender bir ağaçtan yapılmış, en pahalı goblenlerle kaplanmış koltukların değil de bir oturuşun, bir nazik dokunuşun, mest oluşun, bir keyif sürüşün, yorguna yer veriş ve paylaşma olduğunu henüz ölmemiş dişi kurtarmaya çalışan diş doktorunun çabasınca kanıtlıyorlar. O eşyaların doğumlarına kadar bir tarih de böylece İstanbul’un parçacıklarından bir koleksiyonu orada yerdeki bir yaygının üzerinde sergiliyor. Bu nedenlerle elden geçmiş halleriyle lüks mekanların lobilerinde onlarla yeniden karşılaşabiliyoruz.

_NYZ4973

Fotoğrafçı Bülbül tamamen tezat iş dünyasına giderken her sabah bu pazardan geçiyor, ama geçip gitmiyor, tüm pazarı ve pazarcıları kendi hafızasına, vicdanına ve İstanbul’un mazisine yüklüyor, yanında taşıyor. Bu eylemini işinde kullandığı en son teknoloji ürünü kameralarla ve bilgisayarlarla değil; aynasız, klasik model ama dijital basit bir fotoğraf makinesi ile yapıyor.

_DSF0635

Niyazi Bülbül 1976 yılında Bingöl’de doğdu. Doğumunun ardından İstanbul’a getirildi. Çocukluk ve gençlik yılları İstanbul’un kendine has iki ayrı semti olan Tarlabaşı ve Kurtuluş’ta geçti. Lise eğitimi sırasında, yaz dönemlerinde İstanbul’un bilinen sanat galerilerinden birinde çalışmaya başladı. Galerinin atölyesinde edindiği bilgiler ve tanıştığı insanlar aracılığıyla ilk sanat eğitimini ve çizim derslerini aldı. 2005 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Fotoğraf ve Video Bölümü’nden mezun oldu.  O günden beri fotoğraf ile  ilgileniyor ve İstanbul’da yaşıyor.

Katıldığı Sergiler

2003, Lozan – İsviçre / Festival Object-if : ‘Relation entre arts visueles et architectures’ / Video Yerleştirme / Metin Çavuş ve Akgün Tokatlı ile

2002, İstanbul – Türkiye / Çıkış-Giriş :  ‘İnci Eviner gözetiminde disiplinler arası proje çalışması’ / Fotoğrafik Yerleştirme / Deniz Karbon Yılmazlar ve İlknur Haksal ile


KAPADOKYALILAR 1 / Ahmet Özyurt

NB-AÖ-sergi-C+-03
Çömlekçi, Avanos, Nevşehir.

Ahmet Özyurt yıllar önce geldiği ilk günden bugüne Kapadokya’da fotoğraf çekiyor. Önceleri bölgenin manzaralarını çalışan Özyurt daha yakından tanıdıkça Kapadokya’nın tarihi ve kültürünü de çekim alanına aldı. Bu aşamada Kapadokyalıları tanımaya çalıştı. Son yıllarda bölgede yaşayan insanlarla ilişkilerini yoğunlaştırdı ve derinleştirdi. 90’lı yılların sonundan bugüne kendi yaşamını da Kapadokya’da ve olabildiğince “Kapadokyalı” olarak sürdürmeye başlamıştı. Artık sıra 2000’li yılların Kapadokyalılarını kendi vizöründen gördüğü haliyle belgelemeye, onları yaşadıkları zamanın içinde ve gelecek kuşakları için Kapadokyalı olarak fotoğraflamaya başladı.

NB-AÖ-sergi-C+-02
Veli’ye yakarış, Hacıbektaş, Nevşehir.

Sergideki fotoğraflar bu çalışmasının ilk yıllarındaki başlangıç aşamasını gösteriyor. C+ Sanat Galerisi’nin bir salonu söz konusu aşamanın ancak küçük bir kısmını sergilemeye olanak tanıdığından çalışmasının devamlılığını da belirtmek nedeniyle “1” ekiyle gelecekte de Kapadokyalıları fotoğraflamayı sürdüreceğini vurguluyor. Kapadokyalılar’ın çekimine ilk kez başladığında konuya henüz bir çerçeve çizmemişti; bu nedenle çeşitlilik gösteren kimlikleri Kapadokyalı olmalarını tam olarak açıklamasa da ipuçlarını vermesi bakımından fotoğrafçının gelecekteki yaklaşımı hakkında fikir veriyor. Örneğin bazen Kapadokya’nın ziyaretçilerini de çalışmasına katıyor.

NB-AÖ-sergi-C+-05
Ziyaretçi, Güllüdere Vadisi, Avanos, Nevşehir.

Kapadokyalılar Türkiye’nin son yıllarındaki sosyal yaşamında hızlanan değişikliklerden paylarına düşenden etkilenmiş olsalar da kendine özgü hallerini  ülkenin diğer bölgelerinden daha fazla korudukları gözlemlenebilir. Fotoğrafçının gözlemlerine göre Anadolu kadim kültürel özelliklerinin iç bölgelere kök salmışlığını en çok orada yaşayan insanın bireyselliğinde yansıtıyor. Kozmopolit niteliklere yatkınlığı geliştiren ekonomi ve teknoloji sürprizleri Kapadokya’daki insanların toprağa olan bağlarını azaltsa da saygılarını azaltamıyor. Burada bir Kapadokyalıyı yüzlerce yıl öncesindeki Kapadokyalılar gibi yaşarken görmek olası. Elbette burada da nüfus artıyor ve sosyal yaşamda değişimler açıkça görülüyor, ancak bir fotoğrafçı değişmeyeni, kadim olana bağlı olanı arıyorsa Kapadokya ona çokça olmasa da özel örnekleri sunmayı sürdürüyor. Çalışmasında bir kaç perspektifi amaçlayan Özyurt bu sergisinde kabaca niyetini gösteriyor. Bölgenin iklimi, avarızı, yeraltı kaynakları, toprağı, tarımı, sanayisi, ulaşımı, ekonomisi ve özellikle merkezinde çok etkili olan turizminin nüfusunun niteliklerine dayattığı olumsuz ilişki Kapadokyalılığın özgünlüğüne başka bölgelerdeki kadar müdahale edemiyor. Fotoğraf bu yorumun suretini çıkarmada fotoğrafçıya mucizevi işleviyle yardım ediyor.

NB-AÖ-sergi-C+-08
Kâle* kıyafetiyle gelin, Avanos, Nevşehir.

Kapadokya’nın neresi olduğu konusundaki algı çoğunlukla ve eksiklikle Nevşehir sınırlarının içinde kalan peribacalarının bulunduğu bölgeyi gösteriyor, oysa Kapadokya tarihsel ve coğrafi konumlanmasıyla ele alındığında neredeyse iç Anadolunun tamamını kapsar. Özyurt’un Kapadokyalıları da işte bu geniş alanın insanları. Bu da çalışmasını geniş bir bakış açısıyla ele almasının nedeni. Fotoğraflar Kapadokyalıları bazen yalın bir portre olarak bazen de çevresini kuşatan mekan içinde yansıtıyor. Fotoğrafçının manzara fotoğrafına olan tutkusu onları sık sık geniş alanların içinde göstermesinin nedeni.

NB-AÖ-sergi-C+-12
Seyisler ve atlar, Hürmetli Köyü, Kayseri. Foto: A.Ö.

Ahmet Özyurt fotoğraf çalışmalarını yıllarca sergilemedi. Fotoğrafa yıllar önce başladığında deneysel yaklaşımları önceleyen tavrı kişisel nedenlerle kenara çekilip gölgede kalmayı tercih ettiği uzun yıllar boyunca arşivinde kaldı. Onu gölgeden çıkaran Kapadokya’nın ışığı oldu. Geçen yıllardaki çalışmalarını sergileyecek olması fotoğrafın görkemini hızla arttırdığı ağacının dallarından dallarına nasıl sıçradığını gösterecektir. Manzaradan portreye geçişini yolunu değiştirme olarak değil, bu sıçramalarından biri olarak görmeli. Her dalında başka meyveler veren fotoğraf ağacı onun yaşam alanı.

NB-AÖ-sergi-C+-22
Kahveci, İncesu, Kayseri.

C+ Sanat Galerisi her iki fotoğrafçının çalışmalarıyla ilk kez bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yapmanın sevincini yaşıyor.

*Kâle: Geline evlendikten sonra giydirilen kadınlığa geçiş kıyafeti

kirkit amblem C+ sponsor logosu